20 Kasım 2012 Salı

Hocam benim balance sheet'imi kim yaptıysa becerememiş,ellerine sağlık.

Sakin sakin yaşayıp gidiyorum. Rüyalarımdaki aksiyon yetiyor zaten bana, kendileri James Bond,Star Wars,Terminatör,Yüzüklerin Efendisi ve daha birçok filme taş çıkartacak derecede hızlı hareketli ve garipler. Uzaylıların insanları lavabo giderlerinden içeri mavi ya da yeşil tozlar halinde çekip lavaboya 20 30 gram kadar yağ bırakmaları dün geceki rüyamı heyecanlandıran ögelerden sadece biriydi,mesela.

Alttan aldığım dersler beni iyice asosyal yapıyor sanırım. Derslere girip çıkarken, alt döneme 'benim 92lilerle ne işim olur canım' bakışlarıyla sınıfı terk ediyorum. Bu hiç hoş değil, farkındayım.

Dönem arkadaşlarımla da her gün görüşüyor değilim. Bu durumdan sene başında rahatsızdım ancak artık aklıma takılmıyor. Açıkçası eskiden o kadar insanla her Allah'ın günü ne konuşurdum bilmiyorum. Özellikle Ensoyla takılırken,yeni tanıştığım insanlarla saatlerce ne paylaşabiliyordum ki. Gevezeydim üstelik, dinletirdim kendimi. Şimdi çok mu susuyorum, hayır ama en azından belli küçük bir grupla iletişim halindeyim sadece ve bu bana şimdilik yetiyor. Havalar ısınınca yine kalabalık isteyecek canım biliyorum. Onu havalar ısınınca düşünürüz.

Bir de insanların beni sevmeme durumunu kabullendim. Sevilmek olgusunu fazla abartmışım kafamda, şimdi az ve öz sevgi işimi görüyor. Karşılığında da eskiden azar azar sevdiğim çok insanı azaltıp az insanı bol bol seviyorum. Nefret etmezdim pek kimseden artık tek cümlesi yüzünden insanları ölü listeme ekleyebiliyorum. Bu üzücü.

Her gün eğlenmeliyim, canım hiç sıkılmasın, hep mutlu olayım gibi beklentilerim de yok. Bunlar çok abartılan şeyler. Yapacak işim olmadığı için alışverişe gidip kıyafet deneyerek mutlu olduğum günler vardı, dönüşte gün boyu ne kadar harcadığımı hesapladığım. En son alışveriş yaptığım tarih Amerika'da olduğum günlere denk geliyor. Geldiğimden beri kıyafet alışverişi yapmadım, bu güzel.






İnsan, iletişim ve para tüketimim azaldı. Hala kendimi şaşırtabiliyorum. Hala dengeli bir insan belirtisi gösteremiyorum. 21 yıl oldu, el insaf. Kendimi bu sallantılı ruh hallerimle kabul ettim de topluma karşı kendimi aklamam gerektiğinde hırçınlaşıyorum,o kötü.'ben böyleyim'ler sökmüyor artık. fakat işin doğrusu bu, ben böyleyim..




11 Kasım 2012 Pazar

Tarkan'ı gören ..... köylü Tuğba Ekinci.

Tuğba Ekinci zavallılığı diye bir şey var. Bilmem hatırlar mısınız bir müzik ödülleri gecesinde Tarkan ödülünü almak için sahneye çıkmışken sahneye 'Hülya Avşar adına bir soru sormak istiyorum, neden okul yaptırmadın?' diye atladıktan sonra politik bir cevapla suspayını almış ve polemik çıkartamayacağını farkedince Tarkan'ın elini sıkmak için uzanıp 'en çok düet yapmak istediğim sanatçısın.' demişti. Amacı magazin programlarında konuşulmaktı muhtemelen, amacına ulaştı mı ulaştı ancak kendine güldürüp basitliğini binlerce insanın gözü önüne sermesi acınasıydı. Son zamanlarda Tuğba Ekinci vakası vol.bilmemkaç dediğim insan sayısı oldukça arttı. Ya ben herkese yüksekten bakan kendini beğenmiş hatunun biri oldum ya da dikkat çekme uğruna rezil rüsva olan insanları daha kolay farkedip, daha çok yargılıyorum. Belki de gerçekten sayıları artmıştır. Yazık..

10 Kasım 2012 Cumartesi

Gezelim görelim.

Brezilya'ya, Peru'ya, Meksika'ya gitmek lazım azizim. Afrika'yı görmek lazım. Fas, Cezayir görülesi yerler. Amerika Avrupa güzel hoş ama başka şeyler görmek istiyorum artık. Yeterince sanat, mimari, modernizm görmüşlüğüm olduğunu iddia etmiyorum yalnız gördüğüm sanat,mimari ve modernizm kadar kültür görmemişliğimi farkettim. Gitmek lazım bi yerlere. İnsan görmek, kültür öğrenmek için. Haa öğrenip de kitap mı yazacağım, dünyaya bir katkım mı olacak; pek sanmıyorum. Olsa olsa 3 5 'buraya da gittim burayı da gördüm gençler, siz hala hisarüstünde misiniz' temalı facebook albümleri oluştururum -küçük ihtimaller bunlar-. Sadece kendim için gitmek istiyorum, yine bencil amaçlar içindeyim huyum kurusun.
Küçük kasabalar, 3 5 odalı pansiyonlar, daracık sokaklar, ses gürültü,sessizlik huzur, yerel yemekler istiyorum. Söz topuklu ayakkabı giymeyeceğim, makyaj yapmayacağım. Bol bol kahkaha atıp yiyip içeceğim, ama en çok dans edeceğim. Bangladeş'i, Endonezya'yı, hatta Uzak Doğu denilen tüm ülkeleri görmek istiyorum. Çok mu?

Bir yaz elbisesi olarak sarı.

Sarıyı çok severim.Hele uçuş uçuş bir elbise de ya da minik bir çantada.Tabii çiçekte,güneşte, civcivde de fena durmaz ama en çok yaz elbisesine yakışır sarı. Ne yazıktır ki bana yakışmaz. Beyazım ya ben. Güneşe yatsam, döne döne günlerce piliç çevirmece oynasam yine de 3 gün sürmez bronzluğum. Haliyle sarı benim rengim olmaz, olamaz. Beyaz ojeyle, beyaz clutch çantayla muhteşem görünen sarı elbise benim beyaz tenimde çiğ durur, bir türlü sevdiremez kendini. En renkli hayal kırıklığım da olsa yine sarı sevilir. Sarı güzeldir.

8 Kasım 2012 Perşembe

Gökyüzü hayattır.

Ölümü düşünüyorum şu aralar. Kurban bayramında kesilirken izlediğim koçun hatırlattığı bir can verme korkusuyla başladı sanırım bu silsile. 

Bugünse aklıma başka bir şey geldi. Ölümün en ciddi yanı gökyüzünü göremeyeceğin kat kat toprağın altına gömülmek. Beden ve ruh ayrılacak evet ama ruh da kıyameti o mezarın içinde beklemeyecek mi?

Yaşıyorsak hala bir nefes gökyüzü çekelim içimize. Sonra çok özleyebiliriz.

the sad side of the moon.

'moon has nothing to be sad about.' demiş Sylvia. O bir yalancı ya da o hiç ayrılmamış, uzak kalmamış. Yoksa insanın hiç mi aklına gelmez 'o da şimdi bu muhteşem ayı görüyor mudur? aklına kim gelir ki yakamozu izlerken mehtaplı gecelerde?' diye.

korku.

Bir yaz günü gelir korku. Sesini duyamaz kulakların ama kafanda yankılanır her bir tınısı. Görürsün, görmeye dayanamayacağını anlarsın yumarsın gözlerini sımsıkı, ama gitmez, bitmez. Dokunur tenine, üşürsün, yanarsın, acıtır. Bağırma refleksini bile alır götürür. Çırpınırsın. Korkarsın. Titrersin. Belki inlersin. Gözyaşların burnuna kaçar, boğazına akar, boğulursun. Korku bir yaz günü gelir, beklenmedik bir anda beklenmedik bir biçimde görmediğin bir yerden. Sürükler. Vücuduna yayılır damarlarında. Parmak uçlarında hissedersin, elini aside basmak gibi. Kulaklarına yüzlerce minik iğne batırmak gibi, yenmiş dudaklarını tuzlamak gibi, kafanı duvara defalarca çarpmak gibi. Sonu gelsin diye dua edersin, ölüm gelsin. Parmaklarını hissetmiyorsundur artık, çenenin titremesinden dilin çoktan kan revandır. Kanın demir tadı yayılır ağzına, buz kesmiş vücudundan kan hala sıcak akar. Düşünmeyi bırakırsın bi noktada, acıyı hissetmezsin. Geriye sadece korku kalır. Bütün hücrelerini doldurur.

ve biter. seni bırakıp gider.

beklersin, tekrar gelecektir çünkü.uykuya dalmak zordur. yorulman gerekir, gözlerin kasların bitap düşmeli. kalbin artık bir ceviz kıracağına hapsolmuş patlayana kadar sıkılmaktadır. aylar böyle geçer. kimse görmez kimse bilmez.bir değişiklik vardır elbette, sorarlar.gülümsersin. eskiye dönmek için çabalarsın ama mümkün değildir artık. ve -mış gibi yapmayı öğrenirsin.işe yarar.hiçbir şey olmamış gibi  yaşarsın.güzeldir her şey.unutursun.

yıllar geçer ve bir gece korku yine seninledir, hatırlarsın.