27 Kasım 2015 Cuma

mutluyken çok fazla yazma ihtiyacı hissetmiyorum sanırım. ama canım acıdığında hemen klavyeye koşuyorum. lisede defterler dolusu yazmam bundan herhalde. Kimseye dillendiremediklerimi, kendi dudağımdan çıktığında duymak istemediklerimi yazıyorum. Yazarak atıyorum içimden ki dile gelmesinler ulu orta.

Arayışım bitmiyor hiç, belki de yanlış şeyi aradığımdan. Belki de ne aradığımı bilmediğimden. Boğuluyorum yine kendi okyanuslarımda. Milyonlarca kelime dökülmek için can atıyor, konu bütünüğünden eser kalmayana kadar zorluyorlar beynimi. Yavaş... A benim deli beynim biraz yavaş.

Mutsuzlukla acı çekmek aynı şeyler değil. Mutsuzluğunuz öldürmez sizi. Acı çekmek ise ölümü arzulatır.

'Sen duygularını çok uçlarda yaşıyorsun, çok yoğun yaşıyorsun.' derdi bana sevdiğim bir adam. Bana dair söylenmiş doğru olan birkaç şeyden biriymiş belki de. Belki de külliyen yalan.

Erkekler çok basit canlılar. Bu kadar basit canlılar nasıl olur da bende böylesine karmaşık duygulara sebep olabiliyorlar. Bunu aşk ile, bazen sadece tutku ile, bazen ise arkadaşça sevdiğim tüm adamlar için söylüyorum ve bir de henüz adam olamamış çocuklar için.

Yıllar içerisinde erkeklere karşı tutumum çok değişti. Fakat tek bir şey değişmedi, ben hep beni seven bir adam aradım. Beni benim istediğim gibi sevebilecek bir adam bulduğuma inandığımda hemen hayatıma aldım.

Ne yazık ki kimse beni öyle sevemedi. Demek ki ben sandığım kadar sevilesi bir kadın değilim. -bazı şeyleri dile getirmeyi bırak yazıya dökmek bile koyuyor insana.-

O kadar çok değiştim ki, belki bu değişimlerin arasında dursaydım bir yerde değişmek yerine sabretseydim inat etseydim 'ben buyum' diye, o sevilesi kadın olabilirdim. Gelgelelim ki benim tabiatımda da bir göl gibi sakin ve durgun olmak değil de bir çağlayan gibi dolu dizgin akmak var.

Ahh, yine acıyor canım. Mutsuz değilim, acı çekiyorum. Birkaç saate yine güneş doğacak.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder